Uluslararası PPP Zirvesi'nde Andrew N. Vorkink’in Açılış Konuşması

Ayrıca şurada da bulunmaktadır: English

TÜRKİYE’DE KAMU ÖZEL ORTAKLIĞI

andyGünaydın bayanlar ve baylar. Nazik tanıtımınız ve bugün burada, Uluslararası Kamu Özel Ortaklığı Seminerinde konuşmak üzere beni davet ettiğiniz için çok teşekkür ediyorum.  Ayrıca konuk konuşmacılara ve burada bulunan seçkin dinleyicilere de hoş geldiniz demek istiyorum.

Kamu Özel Ortaklığı

Bugün Kamu Özel Ortaklıkları dünyanın pek çok yerinde basında yer alırken Türkiye’de de pek çok politika yapıcının zihinlerini meşgul eden bir konuyu oluşturuyorlar. Benim bugün bahsedeceğim konular arasında: Kamu Özel Ortaklıklarının Türkiye’de nasıl daha iyi işleyebilecekleri ve Kamu Özel Ortaklıklarının, altyapıya finansman sağlamak üzere özel işletmeciler ve sermayenin çekilmesi suretiyle Türkiye’ye nasıl yarar sağlayabileceği yer alıyor.

Doğru koşullar altında kullanılmaları ve geleneksel kamu sektörü ile özel sektör arasında iyi bir denge oluşturmaları kaydıyla Kamu Özel Ortaklıklarının Türkiye’ye yarar sağlayacağına inanıyorum. Kamu Özel Ortaklıklarının ekonomi ve vatandaşların yararına işleyebilmesi için hem kamu sektörü hem de özel sektörün son derece önemli roller üstlenmesi gerekiyor.

Kamu Özel Ortaklıklarının enerjik mekanizmalar olmalarına karşın, her ülke için işe yarayacak tek bir Kamu Özel Ortaklığı modeli mevcut değil. Genel anlamda, Kamu Özel Ortaklıkları hizmet sunumunda daha uzun vadeli sözleşmelerin yapılmasına yol açarken aynı zamanda da proje riskinin Devletten özel sektöre aktarılmasını sağlıyorlar. Ancak bir taraftan da uygulama sırasında sosyal hedeflerin en yüksek öncelikle ele alınmalarını sağlamak amacıyla devlet gözetimi olanağını da sunuyorlar. Kamu Özel Ortaklıkları projelerin Hükümetle koordine edilmesi suretiyle elde edilecek verimi arttırıyorlar. Buna ek olarak, kamunun ve Hükümetin, kamu hizmetlerinin Devletin mülkiyetinde kalması gerektiğine inandıkları durumlarda da son derece yararlı olabiliyorlar.

Türkiye’nin Yeni Altyapı İhtiyacı

Kamu Özel Ortaklıkları neden giderek daha fazla popülerlik kazanıyor? Fon sağlama kilit önem taşıyan bir unsur. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler büyük miktarlarda altyapı inşa ediyor ya da yeniliyorlar. Ancak Türkiye bunu yerel ve merkezi Devlet bütçesini tüketmeksizin nasıl başarabilir?  Devletin sağlayacağı finansmanın, enerji, su, sağlık koşulları, demiryolu, yol ve katı atık konularındaki talepleri – aynı zamanda su ve hava kalitesi ile ilgili çevresel standartlara uymak kaydıyla – karşılayabilmesi mümkün değil. Ayrıca, Devletin tüm bu talepleri tek başına karşılayabilmesi mümkün olsaydı bile bu kez de ticaret dünyası ve nüfus üzerindeki vergi ve borç yükü başa çıkılamayacak boyutlara ulaşırdı.

Türkiye şimdiden, diğer gelişmekte olan ülkelerle karşılaştırıldığında, kalitesi yüksek altyapıya sahip durumda. Ancak, AB’ye üye ülkelerdeki ve AB standartlarına erişebilmesi için altyapısını daha da geliştirmesi gerekecek. Masraflı ve kalitesi düşük altyapı, işletmelerin geri kalmasına neden olabilir. Örneğin bugün, ulaşım sektörü, trafik sıkışıklığı ve yolların kalitesiz olması sorunlarıyla karşı karşıya. Telekomünikasyon hizmetleri ve enerji maliyetleri son derece yüksek. Diğer sorunlar arasında, suyun kalitesi, işleyen atık su arıtım tesislerinin eksikliği ve katı atıkların güvenli bir şekilde yok edilmesi ile hava kirliliği gibi konularda yaşanan sıkıntılar sıralanabilir — bütün bunların düzeltilmesi milyarlarca Liraya ulaşan ve karşılanması için özel sektörün katılımına ihtiyaç duyulan son derece büyük finansal maliyetler içeriyor.

Burada aşılması gereken güçlük, altyapı ve sosyal hizmetlerin devlet kurumlarınca karşılandığı bir yapıdan, etkin ve daha yüksek gelirli ekonomileri içeren özel işletmelerle kamu işletmelerinin oluşturduğu karma bir yapıya geçilmesi. Yirmi yıldan daha uzun bir süre önce, enerji sanayisine özel sektörün katılımına olanak tanıyan bir yasayı yürürlüğe koymuş olan Türkiye, bu konuda dünya lideri konumunda. Bunu ise 1994 yılında, genel anlamda altyapı konusunda Yap - İşlet – Devret (YİD) haklarına izin veren daha geniş kapsamlı bir kanun izledi.

Özel Sektörün Dahil Edilmesi Seçenekleri

Türkiye, enerji projeleri ve hava alanı inşaatlarında olduğu gibi, YİD’ler aracılığıyla Kamu Özel Ortaklıkları ile ilgili çeşitli açılardan deneyim sahibi olmuş durumda. Gelecekte, Türkiye’nin yönelebileceği bir diğer seçeneği ise, çoğunlukla bütünüyle özelleştirmenin uygun olmadığı ya da kamu yararı açısından Devlet mülkiyenin devamının gerektiği durumlarda kullanılan, Kamu Özel Ortaklığının yönetim sözleşmeleri ya da kira sözleşmeleri yoluyla sağlanması. Yönetim sözleşmeleri konusu, bir kamu idaresinin özel bir şirkete, herhangi bir hizmetin, genellikle üç ila beş yıl boyunca yönetilmesi ve sunulması sorumluğunu vermesini içerir. Kamu idaresi söz konusu hizmetin mali sorumluluğunu üstlenmeyi sürdürür ve böylelikle de yüklenici şirketin riskinin azaltılmasını sağlar. Yükleniciye, genellikle performansla ilgili ek ödemeler (ve cezaları) içeren düz bir ücret ödenir. Kamu hizmetlerinin ticarileştirilmesinde yönetim sözleşmelerinin kullanılması makul ölçülerde yeni bir olaydır.

Türkiye’de yönetim sözleşmelerine gösterilecek örnekler arasında Antalya’da su ve kanalizasyon hizmetlerinin sunulmasını sağlamak üzere gerçekleştirilen ve Dünya Bankası tarafından finanse edilen Antalya Su ve Kanalizasyon Projesi sayılabilir. İşletmeci Antalya su ve kanalizasyon sistemini 2002 yılına kadar yönetmiştir. Buna ek olarak, 2003 yılının Haziran ayında, Alaçatı ve Çeşme beldelerinde, yine Dünya Bankası tarafından finanse edilen Alaçatı - Çeşme Su Tedarik ve Kanalizasyon Projesi kapsamında su ve kanalizasyon hizmetleri sunmak üzere özel bir işletmeci seçilmiştir.

Ayrıca, yönetim sözleşmeleri konusunda elde edilen deneyimlerin farklılık göstermesi ve Devlet ya da işletmeci açısından her zaman başarı ile sonuçlanmaması nedeniyle gerçekçi olmak gerektiğini de eklemek isterim. Ancak, iyi yapılandırılmış yönetim sözleşmeleri, hem herhangi bir kamu hizmetini hızla ticarileştirmek, hem de, eğer gerekiyorsa, yatırım ortamı uygun olduğunda işletmenin bütünüyle özelleştirilmesi için daha iyi bir teklifin gelmesinin beklemek açısından geçici anlamda tek çözüm olabilir. Yönetim sözleşmelerine göre farklılık göstermeleri halinde ise, kira sözleşmesi türündeki düzenlemeler de değerlendirilebilecek bir başka seçeneği oluşturur.

Kamu Özel Ortaklıkları ve Politika ve Düzenleme Riskleri

Politik ve düzenleme açılarından karşılaşılabilecek riskler göz önüne alınmışsa, Kamu Özel Ortaklıklarının iyi bir şekilde uygulanabilmesi mümkündür. Küresel deneyimler, politika geliştirme ve tüm paydaşların katılımı konusuna gereken özenin gösterilmesinin hayati önem taşıdığını göstermektedir.  Her seviyede bilgi paylaşımı sağlanmalı ve ilgili kurumların güçlendirilmesine azami düzeyde önem verilmelidir. Bu güçlendirme ise memurların uygun çerçevelerde eğitilmesini ve tedarik kapasitesinin iyileştirilmesi için Kamu Özel Ortaklıklarının yanı sıra yeterli desteğin tasarlanmasını gerektirir.

Türkiye’de mevcut ticaret kanunu ile şirketlere yönelik kanun başarılı Kamu Özel Ortaklıklarının uygulanması ve yönetilmesi için yeterince gelişmiştir. Sorunlar genellikle Kamu Özel Ortaklıklarının önerilen mülkiyet yapısı konusunda ortaya çıkmaktadır. Çoğunlukla da kilit önem taşıyan konu, söz konusu ortaklığın Yönetim Kurulunda karar verme sürecini kimin kontrol edeceğidir.

Kamu Özel Ortaklıklarının çoğunda sözleşme tasarımı şüphesiz özel yönetimin yarar sağlamasının temelini oluşturur. Üç konu son derece önemlidir: özel yöneticilerin kullanabileceği kontrolün ölçüsünün belirlenmesi ihtiyacı, üçüncü bir tarafın gözetimi ihtiyacı ve – belki de en önemlisi – özel yöneticilere yapılacak ödemenin performansa bağlı olması ihtiyacı. Bu ihtiyaçların karşılanması halinde başarılı Kamu Özel ortaklıkları ticarileştirmenin desteklenmesinde son derece yararlı olabilir.

Kamu Özel Ortaklıklarının kullanılmadığı durumlarda, ticarileştirme altyapı şirketlerinin mülkiyeti ve yönetiminin devlete ait olması ile de mümkündür. Bazı ülkelerde, devlet mülkiyetinin devam ettiği ve kamu özel ortaklığının mevcut olmadığı ticarileştirme durumlarında ilerleme kaydedildiği gözlenmiştir. Ancak, devlet mülkiyeti altında ticarileştirme ile ilgili bir Dünya Bankası çalışmasına göre, aynı bölgede yer alan sekiz ülkenin enerji sektörlerinde, dört ülkenin su sektörlerinde ve on dört ülkenin demiryolu sektörlerinde tüm standart ölçülere göre – emek verimliliği, birim başına maliyet, vb. - performansın düşük seviyesini koruması ilginçtir. Bu da yine, yaklaşımların avantaj ve dezavantajlarının değerlendirilmesi ve neyin işe yaradığının öğrenilmesi için farklı model türlerinin göz önüne alınması gerektiğini göstermektedir.

Türkiye’de Kamu Özel Ortaklıkları

Türkiye’deki enerji sektöründe özel sektörün katılımı yaklaşımı Kamu Özel Ortaklıkları açısından somut bir ortam oluşturmaktadır. Türk reform programı, dikey olarak entegre olmuş devlete ait enerji şirketinin farklı işletmelere ait üretim, iletim ve dağıtım kurumlarına ayrıştırılmasını içermiştir.  Ayrıca 2001 yılında kabul edilen yeni enerji yasasının ardından tüm bu kurumların her biri için bağımsız bir düzenleyici otorite kurulmasını içermiştir.

Bazı geçiş ekonomileri, sosyalizm sonrasında enerji talebinin düşmesi sonucunda enerji üretim kapasitelerinde ihtiyaç fazlası ile karşılaşmışlardır. Türkiye’de ise, 1990’lı yıllarda ekonomik büyümenin desteklenmesi için ek enerji kapasitesine ihtiyaç duyulmuştur. Bu kapasite özel sektör tarafından sağlanmış ve yaklaşık 7 milyon $’lık bir kaynağın harekete geçirilmesi sonucunda YİD modeli kapsamında 8.500 megavat üretim kapasitesi inşa edilmiştir.

Türkiye’nin deneyimi, Avrupa ve Orta Asya Bölgesinde enerji sektörünün daha kapsamlı bir şekilde özelleştirilmesi açısından son derece önemlidir, çünkü bölgedeki özel sektör, enerji üretimine yatırım yapma isteğinin yanı sıra, enerji santrallerini inşa etme ve verimli bir şekilde işletme kabiliyetini de sergilemiştir. Türkiye, ayrıca, enerji sektörünü düzenleme reformu ve özel sektörün enerji üretimine katılımı konularında kaydetmiş olduğu ilerleme açısından Güney Doğu Avrupa’da da öne çıkmaktadır.

Enerji gibi önemli bir sektörde kaydettiği ilerlemeye ek olarak, Türkiye genel hukuksal ve düzenleyici yapılarında önemli değişiklikler tasarlama konusunda da büyük ölçüde gelişme göstermiştir. Daha yapılacak çok iş olmasına karşın, Türkiye, iç piyasasını serbestleşmesi ihtiyacının tamamen bilincindedir ve uluslararası piyasaların dahil edilmesinin önemini bütünüyle kavramış durumdadır.

Sonuç olarak, pek çok AB ülkesinden daha hızlı serbestleşmekte ve ilerlemekte olan Türkiye, gerekli ortamın mevcut ve özel yatırımı çekecek düzeyde olduğunu göstermektedir. Türkiye, pek çok Kamu Özel Ortaklık modelini ekonomisinin genelinde kolaylıkla ve başarı ile uygulayabilir. Altyapı değerlendirmeleri ve Türkiye’nin elverişli yatırım ortamı göz önüne alındığında, tüm altyapı alt sektörlerinde – enerji, su ve atık su şirketleri ve demir yolu yük taşımacılığı şirketlerinin yanı sıra, belediye seviyesi de dahil olmak üzere bazı hizmet sektörleri – önemli ölçüde Kamu Özel Ortaklığı olanakları bulunmaktadır. Son olarak, Türkiye’nin deneyimi, hem diğer gelişmekte olan ülkeler hem de AB’ye giriş ve giriş öncesi sürecini yaşayan ülkeler için önemli bir örnek oluşturabilir. Kamu Özel Ortaklıkları, Türkiye’de ya da diğer ülkelerdeki tüm yatırım ihtiyaçlarının yanıtı olmasa da ekonomiye ve nüfusa büyük yararlar sağlamış ve sağlayabilecek işleyen ve başarılı bir model oluşturmaktadırlar.

Teşekkür ederim.




Permanent URL for this page: http://go.worldbank.org/2E09W32KW0