Ulrich Zachau ile röportaj

Ayrıca şurada da bulunmaktadır: English

Dünya Bankası Türkiye Direktöre Ulrich Zachau'nun NTV-MSNBCE'den Burcu Göksüzoğlu ile 2 Mart 2007'de yaptığı röportaj.

ulrich

Burcu Göksüzoğlu & Ulrich Zachau

Burcu Göksüzoğlu: Sayın Zachau, Türkiye’ye hoş geldiniz. Sizin, Andrew Vorkink’ten sonra, Sayın Wolfowitz’in favori adayı olduğunuz söylendi. Türkiye ile ilişkileri geliştirmede başarılı bir aday olarak görüldünüz. Sayın Wolfowitz ayrıca Dünya Bankası’nın Türkiye ile daha fazla işbirliği istediği mesajını verdi. Tüm bunların ışığında, Türkiye ile Dünya Bankası arasındaki ilişkilerin sizin döneminizde daha aktif olacağını söyleyebilir miyiz? Bunun arkasındaki neden nedir? IMF ile programın 2008’de sona erecek olmasının bunda rolü var mı?

Ulrich Zachau: Türkiye ve Dünya Bankası'nın iyi ve güçlü bir ilişkisi var. 2003 ila 2006 yılları arasında Dünya Bankası Türkiye’nin reform programını ve eğitim, sağlık, altyapı, enerji ve ekonominin birçok başka sektöründeki yatırımları desteklemek için 5 milyar dolara yakın yeni kredi verdi. Bu iyi ve güçlü ilişkinin devam etmesini umuyorum. Ve, yalnızca Dünya Bankası tarafından finanse edilen yeni projeleri veya en iyi kalkınma çözümlerini bulmada diğer ülkelerin deneyimlerini Türk meslektaşlarımızla paylaşmayı değil, aynı zamanda Türkiye’deki kalkınma deneyiminden, Dünya Bankası'nın faaliyet gösterdiği diğer ülkeler yararına dersler çıkarılması gerektiğini de düşünüyorum. IMF ile makroekonomik konularda işbirliği yapıyoruz. Ancak, Türkiye ile ortaklığımızın mahiyeti ve ölçeği, her şeyden önce Türkiye’nin Dünya Bankası 'ndan ne istediğine bağlıdır ve IMF destekli bir programın olması veya olmamasıyla ilintili değildir.

BG: Sizin döneminizde Türkiye için yeni bir ülke yardım stratejisi olacak mı? Yeni stratejinin öncelikleri neler olabilir? Eski stratejide birinci öncelik kamu sektörü reformu idi, bu değişebilir mi? Yeni strateji ne zaman şekillenecek?

UZ: Evet, yeni bir strateji olacak. Bu, hem Türkiye’nin hem de Dünya Bankası ’nın tamamen karşılıklı işbirliği içinde yeni stratejiyi geliştirme isteğini yansıtan bir Ülke Ortaklık Stratejisi olacaktır. Yeni Ülke Ortaklık Stratejisi hakkında görüşmeler başladı. Hükümetin önceliklerini gelecekteki işbirliği ve destek programımızda yansıtmayı arzu ediyoruz. Hükümetin 9ncu Kalkınma Planındaki temel öncelikleri rekabet, istihdam, insanî gelişme, bölgesel kalkınma, kamu hizmetlerinin kalite ve verimidir. Hepsi mümkün olmasa bile bu önceliklerin çoğunu desteklemeyi umuyoruz.

aasawaq

Ulrich Zachau'nun Dünya Bankası tarafından finanse edilen projeleri görmek için Adana'ya yaptığı ziyaret

Adana'da 40'dan fazla küçük ölçekli yüksek teknoloji işletmesi faaliyete geçti - Türkiye'de yüksek katma değerli işlerin oluşturulması...

devamı için buraya tıklayın

BG:. Yeni dönemde, Türkiye’ye verilen proje ve program kredilerinde artış bekleniyor mu? 2004 ila 2006 arasında toplam rakam 4.5 milyar dolar idi? Bundan fazlası bekleniyor mu?

UZ: Yeni Dünya Bankası finansman miktarını, Türkiye’nin dış borç gereksinimleri, finansman planı, iyi proje fikirlerinin varlığı ve birkaç diğer faktöre göre, yetkililerle birlikte belirleyeceğiz. Türkiye’nin geçmiş yıllardaki seviyelere benzer düzeyde önemli bir programa sahip olmaya devam edeceğini umuyorum.

BG: Türkiye’de 2007 yılı seçim yılıdır. Seçimler nedeniyle bu yıl Türk hükümetinin faaliyetlerinde bir yavaşlama görüyor musunuz? Bunlar Dünya Bankası ile ilişkilerini nasıl etkileyebilir?

UZ: Türkiye’de, diğer ülkelerde olduğu gibi, seçimlerden önce ve sonra hem fırsatlar hem de riskler vardır. Tüm demokrasilerde piyasalar ve halk seçimleri yakından izler, ve normal olarak seçim yılında birtakım yavaşlama beklerler. Türkiye şu anda dört yıllık sağlam bir performansa sahip ve hükümet 2007 yılında da politika ve reform gündemini sürdürme kararlılığını ifade etti, ve ben yıl boyunca Türkiye ile Dünya Bankası arasında iyi ve yakın işbirliğinin devam edeceğini umuyorum.

BG: 2007 için Türk ekonomisi hakkında beklentileriniz nedir? Türk ekonomisinin 2007 yılında karşı karşıya olduğu en büyük risk nedir?

UZ: Türk ekonomisi 2001 yılından bu yanda yılda yüzde 7’den fazla büyüdü, ve mali disiplin ve sıkı para politikası enflasyonu düşürdü ve borç sürdürülebilirliğini iyileştirdi. Türkiye ayrıca mali sektörün yeniden yapılandırılması, özelleştirme ve sosyal güvenlik reformunda büyük ilerleme kaydetti. 2007 yılında, eğer güçlü ekonomik politikalar devam ederse büyümenin devam edeceğini umuyorum.
Gördüğüm önemli bir risk, belirsiz dış çevreye ilişkindir, örneğin, uluslararası piyasalardaki faiz oranları, veya küresel ve bölgesel olaylara yatırımcıların hassasiyetidir. Ayrıca, cari açık miktarı yüksektir ve dikkat edilmelidir. Yatırımcılar o açığı finanse etmeye yardımcı olur ve onların risk iştahındaki muhtemel bir değişiklik, nispeten büyük bir kamu borcu yükü olan Türkiye dahil gelişen piyasaların hepsini etkiyebilir. Yatırımcıların olumlu algılarının devamı güçlü ekonomik politikaların sürmesine bağlı olacaktır.

BG: Türkiye’de cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili endişeler var. Dünya Bankasında buna ilişkin atmosfer nasıldır?

UZ: Dünya Bankası 'nın kuralları, tabiri caizse bizim “anayasamız” ekonomik ve sosyal kalkınma üzerine odaklanmamızı gerektirir. Bizim siyasi bir görevimiz yoktur. Bu da bizim en iyi yaptığımız şeye ve en çok faydamızın dokunacağı yere odaklanmamızı sağlar.

BG: İlk mülakatınızda Türkiye’de bu yıl güçlü bir büyüme beklediğinizi söylediniz. Buna ilişkin rakamsal beklentiniz nedir ve bu güçlü büyümenin sizce motoru ne olacaktır?

UZ: Daha önce belirttiğim gibi, eğer güçlü politikalar devam ederse 2007 yılında ekonomik büyümenin devam etmesini bekliyorum. Büyüme biraz yavaşlayabilir ve son iki yılın yüzde 7-8 olan seviyesinin altında olabilir ancak yine de yüksek olmasını bekliyorum.

BG: Aynı mülakatta, Türkiye’nin sağlıklı bir büyüme yaşadığını söylediniz. Fakat işsizlik oranları hala çok yüksek. Sizce bu bir ikilem mi? Ve Türkiye’de işsizliği azaltmak için Dünya Bankası'nın somut tavsiyeleri ve projeleri neler olacak?

UZ: Haklısınız. Türkiye’de işsizlik yüksek, özellikle gençler arasında, ve işgücü piyasasına katılım genelde düşük, özellikle kadınlar arasında. Daha fazla sayıda ve daha iyi iş imkanlarının yaratılmasının Türkiye’nin birinci önceliği olduğu konusunda genel bir mutabakat var. Bu nasıl yapılabilir? Burada kritik bir değişiklik, işleri koruma politikalarından işçileri koruyan politikalara geçiş yapmak, katı iş güvencesi kurallarından daha iyi bir işsizlik yardımları sistemine ve daha etkili eğitim programlarına geçiş yapmaktır (Labor Market Study). İlaveten, tüm genç insanlar için eğitimi arttırmak uzun vadede kritik önem taşır; böylelikle Türkiye’nin genç ve büyüyen nüfusu küresel pazarlarda başarıyla rekabet edebilir (Education Sector Study). Dünya Bankası , yakın geçmişte eğitim ve işgücü piyasası araştırmaları konusunda Türkiye ile işbirliği yapmıştır, ve istihdam yaratacak politikalar programı için muhtemel Dünya Bankası desteği üzerine müşterek çalışmalar başlamıştır.

BG: Bu yıl için Türkiye’de faiz oranları ve enflasyon beklentileriniz nedir? Reel faizler Türkiye’de hala çok yüksek. Sizce bu konuda adım atılmalı mı?

UZ: 2007 yılının enflasyon ve faiz oranları için bir şey diyebilmek için biraz erken. Kısa vadede, enflasyon beklentilerini sınırlamak için faiz düzeylerini korumak çok önemli olacaktır. Uzun vadede, eğer politikalar sürdürülürse ve beklenmedik şoklar olmaz ise, gelecekteki enflasyon beklentileri düştükçe ve yeniden yapılandırmadan elde edilen verimlilik kazançları mali sisteme yansımaya başladıkça faiz oranlarının tedrici olarak düşeceğini umuyorum.

ulrich

Ulrich Zachau

BG: Türk ekonomisinin zayıflıkları nelerdir?

UZ: Türk ekonomisi son bir kaç yılda güçlendi, istikrar tekrar sağlandı ve piyasaya duyulan güven arttı. Gelecekteki ana sorun bu güçlü performansı sürdürmek ve onun üzerine inşa etmektir. Bu da son birkaç yıldaki sağlam makroekonomik politikaları sürdürmeyi gerektirir. Ayrıca, kayıt içi ekonomiye daha fazla yatırımı çekmek ve çalışanları daha az verimli olan kayıt dışı ekonomiden çıkarmak amacıyla, işgücü piyasası ve iş ortamı gibi alanlarda reformlara devam edilmesini gerektirir. Daha uzun vadeli ve daha önemli reformlar ise, yurttaşların ve gelecekteki işçilerin becerilerini AB ortalamalarına yaklaştıracak eğitim reformunu içermektedir.

BG:   Sizce, Türkiye hangi alanlarda Dünya Bankası'nın yardımına en çok ihtiyaç duymaktadır?

UZ: Türkiye’nin rekabet gücünü artırmak, istihdam imkanlarını özellikle kadınlar ve gençler için artırmak, beşerî sermayeye yatırım yapmak, ve sosyal koruma sistemi dahil olmak üzere kamu sektöründe reformlara devam etmek, Türkiye bakımından Dünya Bankası yardımının işe yarayabileceği önemli önceliklerdir.

BG: Türkiye’nin yapısal reformlardaki performansını nasıl buldunuz? Bunda bir yavaşlama var mı? Sosyal güvenlik reformundaki gecikmeyi değerlendirebilir misiniz ve bunun etkisi ne olabilir?

UZ: Özelleştirme ve mali sektör reformu dahil olmak üzere son birkaç yılda Türkiye’de önemli yapısal reformlar yatırımlarda artışa ve güçlü ekonomik büyümeye ve düşük enflasyon yaratılmasına katkıda bulundu. Geçtiğimiz baharda meclisten geçen sosyal güvenlik reformu ve genel sağlık sigortası sürdürülebilir bir emeklilik sistemi bakımından Türk halkına kalıcı fayda sağlayacaktır. Hükümet, Anayasa Mahkemesi kararı karşısında kanunda yapması gereken değişiklikleri değerlendirmektedir ve ben yetkililerin sosyal güvenlik reformunu 1 Temmuz 2007’den itibaren uygulamaya başlama kararlılığını takdir ediyorum.

BG: Türkiye, Avrupa ilişkilerinde sorunlar yaşıyor. Sizce bunun sorumlusu kimdir? Bu ilişkilerin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

UZ: Hem Avrupa Birliği hem de Türkiye AB’ye katılımı uzun vadeli bir hedef olarak vurgulamıştır ve katılıma giden yıllar içinde bazen hızlı bazen de yavaş dönemler olur. On veya on beş yıl içinde olmasına bakılmaksızın, bu sürecin Türkiye için faydalı olacağına inananlarla aynı fikirdeyim. Ayrıca, katılımın AB ülkeleri için de faydalı olacağına inanıyorum ve buna giden sürecin üyeliğin daha da genişlemesi konusunda AB bünyesindeki endişelerin bir kısmını azaltacağına inanıyorum.

BG: Türkiye’nin yeni bütçesini incelediniz mi? Gerçekçi buluyor musunuz?

UZ: Meclis tarafından onaylanan bütçe, ihtiyatlı bir mali tutumu yansıtıyor, çünkü GSMH’nin yüzde 6.5’i oranında faiz dışı fazla öngörüyor. Temel bir sorun harcamaların kompozisyonundadır: cari harcamalar ve yatırım harcamaları oranları ne olacak, ve harcamalar en yüksek öncelikli alanlara gidiyor mu? Bu orta vade için bir sorundur ancak artan mali baskılar bunu bir an önce çözümlemeyi önemli hale getiriyor.

BG: Türk bankacılık sektörüne son iki yılda büyük bir doğrudan yabancı yatırımı oldu. Sizce bankacılık sektörü bu yüzden daha istikrarlı hale geldi mi?

UZ: Evet. Son zamanlardaki büyük miktarda doğrudan yabancı sermaye girişi, 2001 yılından bu yana büyük ölçüde iyileşmiş olan bankacılık sektörüne güveni yansıtıyor. Türk mali sistemi bugün 2001 yılına göre çok güçlü durumdadır. Bankalar daha yüksek sermaye yeterliliğine ve kârlılığa sahiptir ve zayıf bankalar sistemden çıkmıştır, ve yabancı bankalar girmeye başlamıştır. Denetim fonksiyonu da güçlenmiş ve iyileşmiştir.

BG: Türkiye’ye bu yıl doğrudan yabancı yatırımlar nasıl olacak? Yukarı mı yoksa aşağı doğru mu bir eğilim bekleniyor?

UZ: Doğrudan Yabancı Yatırımlar 2005 yılında 8.7 milyar dolar (GSMH’nin yüzde 2.4’ü) ve 2006 yılında 19 milyar dolar civarında (GSMH’nin yüzde 4.7’si) olarak tarihsel rekorlar kırdı. Bu yüksek yabancı yatırım seviyesinin 2007 yılında benzer seviyelerde süreceğini umuyorum.

BG: Seçimler nedeniyle çoğu özelleştirme ve elektrik dağıtım ihaleleri askıya alındı ve ertelendi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Türk hükümetinin güvenilirliği sarsıldı mı?

UZ: Genelde özelleştirmelere ilişkin olarak, bazıları ilerliyor bazıları da piyasa koşullarına bağlı. Ancak bence, son iki yılda Türkiye’de gerçekleştirilen başarılı özelleştirme işlemlerinin büyük sayıda ve yüksek hacimde olduğunu dikkate almamız önemli.

Elektrik ihalelerindeki gecikme hakkında yatırımcılar ve piyasalar bazı soruları gündeme getirdiler. Bu bakımdan, gecikme olumlu da olabilir olumsuz da. Gecikmenin nedenlerine ve ek sürenin nasıl kullanılacağına bağlıdır. Gecikme, piyasaların daha da gelişmesine imkan tanıyabilir -ve eğer süre iyi kullanılırsa- yatırımcıların sorularını cevaplayabilir, bu da nihayette yapılacak özelleştirme işlemlerinin başarı şansını ve kalitesini artırabilir. Tabii ki süreç konusunda netlik ve özelleştirme işlemlerinin zamanlaması önemlidir, ve bu bakımdan hükümetin özelleştirmeleri uygun şekilde yapma planını teyit etmesini de takdirler karşılıyorum.

BG: Türkiye’deki devlet enerji işletmelerinin büyük zararı için çözüm ne olabilir?

UZ: Devlet enerji işletmelerindeki zarar, birkaç faktörün sonucudur. Bunlar arasında şunları sayabiliriz: (i) yüksek teknik kayıpları ve kaçak oranları olan verimsiz bir elektrik dağıtım ağı, (ii) kamu tarafından özellikle belediyeler tarafından ödenmeyen borçlar, ve (iii) artan işletme maliyetlerini karşılamayan tarifeler. Çözümlerin bazıları muhtemelen şunları içerecektir: (a) elektrik üretimi ve dağıtımı yanı sıra doğal gaz ithalat ve dağıtımında özel sektör katılımının artması, (b) daha fazla rekabet, (c) eski borçların halledilmesi ve kullanıcıların ödeme yapmasını ve ödemelerin işletme maliyetlerini karşılamasını sağlayacak önemler, ve (d) rehabilitasyon yatırımları. Hükümet bu önlemlerin birçoğunu değerlendirmektedir.

BG: Türk hükümeti, Halkbank’ın hisselerinin yüzde 25’ini halka arz etmeye karar verdi. Bu kararı Türkiye’deki birçok iktisatçı eleştirdi. Bu konuda ne diyeceksiniz?

UZ: Hükümet, yüzde 25 oranında ilk halka arzın (IPO) ilk adım olduğunu ve ardından stratejik bir yatırımcıya blok satış yapılacağını açıkça belirtti. Bu seçenek, hükümetin özelleştirme danışmanlarının halihazır piyasa koşullarını değerlendirmesine dayanarak dikkate alındı. Dünya Bankası , Halkbank’ın özelleştirilmesini desteklemektedir, ve ilk IPO ve ardından blok satış, bu yönde bir ilerlemeyi temsil ediyor.

BG: Mali piyasalarda bu yıl dalgalanma görüyor musunuz? Türkiye, bu dalgalanmalardan en çok etkilenen ülkeler arasında olacak mı?

UZ: Gelişen piyasalarda hassasiyetler olmaktadır. Geçen birkaç yılda Türkiye ekonomik temellerini iyileştirdi ve yatırımcılara güven sağlıyor. Mayıs ve Haziran 2006’da Türkiye, diğer piyasalardan daha fazla etkilendi çünkü bu süreç hâlâ devam ediyor. Ancak Türkiye, iyi ekonomi yönetimi ve inşa edilmiş olan önemli güvenilirlik sayesinde bu zorluğu iyi atlattı. Mali sistemin Mayıs ve Haziran 2006’daki sıkıntıyı nasıl başarıyla atlattığını görmekten memnunuz. Türkiye’de bu yıl bir kriz olacağını düşünmüyorum, ancak küresel dengesizlikler nedeniyle dünya ekonomisinde dalgalanmaları da ihtimal dışı bırakamayız.

BG: Sizce, Türk eğitim sisteminin eksikleri nelerdir? Neler yapılmalıdır?

UZ: Türkiye’de başlıca eksiklikler, eğitimde kalite dengesizliği, orta ve yüksek öğretime erişimin sınırlı olması ve eğitimin işgücü piyasasıyla bağlantısının zayıf olmasıdır. Ne yapılabilir? Hedef, tüm gençler için yüksek kaliteli ve ilişkin eğitimdir. Bazı önemli adımlar şunlar olabilir: (1) lisan ve bilgisayar becerilerine vurgu yapan ve daha fazla problem çözme ve daha az ezber içeren, yeni bir müfredat uygulanması ve yeni öğretim yöntemlerinin getirilmesi, (2) hassas gruplar için düşük maliyetli, toplum tabanlı okul öncesi eğitim sağlamak, ve (3) meslekî eğitimi modernize etmek, üniversite giriş sınavını reforme etmek ve mesleki ve teknik eğitim için iyi yüksek öğretim alternatifleri yaratmak.

ulrich

Ulrich Zachau

BG: Türkiye’nin yolsuzlukla mücadelesini değerlendirebilir misiniz?

UZ: Dünya Bankası ve diğer kuruluşlar tarafından yapılan araştırmalara göre, Türkiye’de yolsuzluk göstergeleri son yıllarda iyileşmiştir, yine de AB standartlarına ulaşmak için kat edilmesi gereken daha yol var. Ancak, yargı alanında ise Türk mahkemeleri, halihazırda AB üyesi olan birkaç ülkeden daha iyi durumdadır.

BG: Sizce Türkiye IMF ile devam etmeli mi?

UZ: Türk hükümetinin son altı yıldaki makroekonomik programı, Türkiye ve vatandaşları için önemli faydalar sağlamıştır: enflasyon ve faiz oranları düştü, GSYİH’nin oranı olarak borç azaldı ve yatırım ve büyüme yüksek oldu. Bu hükümet programı IMF tarafından desteklenmiştir. Halihazırda IMF düzenlemesi Nisan 2008’e kadar devam ediyor, ve o tarihten sonra IMF ile nasıl bir işbirliği yapılacağına hükümet karar verecektir.

BG: Dünya Bankası Türkiye’de küresel ısınmaya ilişkin projeleri finanse edecek mi? Bunun için ödeneğiniz var mı?

UZ: Mevcut Banka desteği, enerji sektöründe verim artışı ve kirlilik azalması, yenilenebilir enerji projeleri yanı sıra sürdürülebilir doğal kaynaklar, arazi ve su yönetimine desteği içermektedir. Bunların hepsi küresel ısınma ile mücadeleye katkıda bulunmaktadır.

BG: Önceki direktör Türkiye hakkında size ne tavsiyede bulundu?

UZ: Leziz Türk mutfağı karşısında kiloma dikkat etmemi söyledi!...

BG: Washington Post gazetesinin Wolfowitz’in çoraplarına ilişkin yorumu şuydu: Yeni çoraplar için 3 dolar harcamayan birinden mali danışmanlık alır mısınız? Sizin yorumunuz nedir?

UZ: Evet, gördüğünüz gibi, Sayın Wolfowitz o resim hakkında Mehmet Ali Birand’a yorumda bulunmuştu ve “sıradan bankacı olmadığını” kabul etmişti.


Röportaj, 4 ve 5 Mart 2007'de NTV ve CNBCE'de yayınlanmıştır.




Permanent URL for this page: http://go.worldbank.org/G3NWV320N0