| BASIN BİLDİRİSİ |
Washington, DC, 6 Kasım 2008 — Tarih, ağır krizlerin ülkelerin içe dönükleşmesine yol açabileceğini ve bunun bazen olumsuz sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir. Bugün yayınlanan 2009 Dünya Kalkınma Raporu: Ekonomik Coğrafyanın Yeniden Şekillendirilmesi, uzun vadeli ekonomik büyümeyi sağlamaya yönelik en etkili politikaların, hem ülkeler içinde hem de ülkeler arasında coğrafi yoğunlaşmayı ve ekonomik entegrasyonu kolaylaştıran politikalar olduğunu belirtiyor. Dünya Kalkınma Raporu (WDR) Direktörü ve Avrupa ve Asya Bölgesi Baş Ekonomisti Indermit S. Gill, "Dünyanın coğrafi açıdan en dezavantajlı insanları, büyümenin her yere bir anda gelmediğini çok iyi biliyorlar. Piyasalar bazı yerleri diğerlerine tercih ediyorlar. Bu yoğunlaşma ile mücadele etmek, zenginlikle mücadele etmekle aynı şeydir. Hükümetler, üretimin coğrafi yoğunlaşmasını kolaylaştırmalıdır. Ancak aynı zamanda temel ihtiyaçların –okul, güvenlik, yollar ve kanalizasyon- sunumunu daha evrensel hale getirten politikalar uygulamalıdırlar. " dedi. Dünya Bankası Baş Ekonomisti ve Kalkınma Ekonomisi Kıdemli Başkan Yardımcısı Justin Lin konu ile ilgili olarak şunları söyledi: "Sektör içi ticaretin zenginliği desteklediği Kuzey Amerika'da,Batı Avrupa'da ve Doğu Asya'da gördüğümüz gibi, yığınlaşma, göç ve uzmanlaşma gibi piyasa güçlerini serbest bırakarak, geride kalmış ve önde giden yerler daha da yakınlaştırılabilir. Piyasaların ve hükümetlerin bu güçleri yönetmek için birlikte ne kadar iyi çalıştığı şehirlerin, illerin ve ülkelerin zenginlik durumunda belirleyici olacaktır. " Yeni Dünya Kalkınma Raporu, dünyanın en yoksul ve kırılgan gruplarının yararlanabilmesi için ekonomik faaliyetlerin coğrafi olarak dağıtılması gerektiği varsayımını sorgulamaktadır. Ekonomik faaliyetleri coğrafi olarak dağıtmaya çalışmak büyümeyi engelleyebilir ve yoksullukla mücadele konusunda çok az katkı yapar. Hızlı ve paylaşılmış büyüme için, hükümetler ekonomik entegrasyonu teşvik etmelidir, ki bu da insanların, ürünlerin ve fikirleri hareketliliği ile ilgilidir. Gill ayrıca: "Tarih boyunca, hareketlilik insanların yoksul coğrafyaların ve zayıf yönetimlerin zulmünden kaçmasına yardımcı olmuştur. Hareketli insanlar ve ürünler katılımcı ve sürdürülebilir kalkınmanın bir köşe taşını oluşturduğundan dolayı, rapor hareketliliği ekonomik entegrasyon gibi hayati bir sürecin bir parçası olarak görmektedir. " dedi. Entegrasyon; üretimin, insanların ve yoksulluğun yeri ile ilgili politika tartışmalarındaki merkezi kavram olmalıdır —özellikle kentleşme, bölgesel kalkınma ve küreselleşme ile ilgili tartışmalar. Bunun yerine, bunların üçü de yere dayalı müdahaleleri aşırı vurgulamaktadır. Sürdürülebilir Kalkınma Başkan Yardımcısı Katherine Sierra konu ile ilgili olarak şunları söyledi: "Ekonomik yoğunlaşmanın hayatın bir gerçeği olduğu bir dünyada, hükümetler arazi politikalarını iyileştirmeli, temel hizmetleri her yere götürmeli ve altyapıya verimli olarak yatırım yapmalıdır. Dünya Kalkınma Raporu'nun da gösterdiği gibi, sanayiyi geri kalmış bölgelere çekmeye yönelik teşvikler tedbirli bir şekilde kullanılmalıdır. " Dünya Kalkınma Raporu, politika tartışmalarının çerçevesini entegrasyonun tüm araçlarını içerecek şekilde yeniden oluşturmaktadır —ortak kurumlar, bağlayıcı altyapı, ve hedefli müdahaleler. Ortak kurumlar kavramı ile rapor arazi, işgücü ve ticareti etkileyen düzenlemeleri ve vergiler ve transferler yoluyla finanse edilen eğitim ve sağlık gibi sosyal hizmetleri ifade etmektedir. Altyapı ile karayolları, demiryolları, limanlar, havaalanları ve iletişim sistemleri ifade edilmektedir. Müdahaleler, gecekondu temizleme programlarını, şirketlere sağlanan özel vergi teşviklerini ve yoksul ülkeler için tercihli ticarete erişimi içermektedir. Rapora göre, neye ihtiyaç duyulduğunun, neyin gereksiz olduğunun ve neyin başarısız olacağının belirlenmesinde coğrafyanın büyük önem taşıdığını belirtmektedir. Bu politikaların bileşimini kalibre ederek, gelişmekte olan ülkeler bugünün yüksek gelir düzeyine sahip ülkelerinin geçmişte yaptığı gibi ekonomik coğrafyalarını yeniden şekillendirebilirler. Rapor, gelişmekte olan ülkelerin bunu iyi bir şekilde gerçekleştirebilmeleri halinde, büyümelerinin yine de dengesiz olacağı ancak kalkınmalarının kapsayıcı olacağı sonucuna varmaktadır. Arka plan/ÖNEMLİ GERÇEKLER Ekonomik faaliyetler zenginleşen yerlerde yoğunlaşıyor. Dünya üretiminin yarısı, dünya yüz ölçümünün yüzde 5'inden az bir alanında –Cezayir'in yüzölçümünden küçük bir alan- gerçekleşmektedir. Dünyanın en kalabalık şehri olan Tokyo 35 milyon kişiyi –Japonya nüfusunun dörtte biri- barındırmaktadır ancak ülke yüzölçümünün sadece yüzde 4'ünü oluşturmaktadır. Kahire Mısır'ın GSYH'nın yarısından fazlasını üretirken, Mısır topraklarının sadece yüzde 0.5'ini oluşturmaktadır. Brezilya'nın üç güney-orta eyaleti Brezilya topraklarının yüzde 15'ine sahip iken üretiminin yarısından fazlasını gerçekleştirmektedir. Kuzey Amerika, AB ve Japonya, bir milyardan az kişiyle dünya üretiminin yaklaşık üçte ikisini gerçekleştirmektedir. Yaşam standartları kalkınma ile birlikte yakınlaşıyor. Kırsal yoksulluk oranları neredeyse her yerde kentsel yoksulluk oranlarından daha yüksektir. Brezilya'da, Çin'de ve Hindistan'da, geri kalmış eyaletlerdeki yoksulluk oranları, ileri eyaletlerdeki yoksulluk oranlarının neredeyse iki katından daha fazladır. "En yoksul bir milyar" insanın yaşadığı ülkeler —çoğunlukla Sahra Altı Afrikası ile Güney ve Orta Asya'da- dünya nüfusunun yüzde 12'sine sahip iken dünya GSYH'sı içinde yüzde 1'lik bir paya sahiptir. Ancak, ülkeler zenginleştikçe, coğrafi yer yaşam standartları için giderek daha az önemli hale gelmektedir. 100'ün üzerinde yaşam standardı anketinden elde edilen sonuçlar, Gana ve Endonezya gibi gelişmekte olan ülkelerin en zengin bölgelerindeki ailelerin geri kalmış bölgelerdeki ailelere nazaran yüzde 75 daha yüksek bir ortalama tüketime sahip olduklarını göstermektedir. Zengin ülkelerde, bu fark yüzde 25'ten azdır. Büyüme coğrafi dönüşümler gerektiriyor. Şehirler büyüdükçe artan yoğunluk, insanlar göç ettikçe ve ulaşım maliyetleri düştükçe kısalan mesafeler ve ülkeler ekonomik sınırlarını "incelttikçe" azalan bölünmeler —bunların hepsi hızlı ve paylaşılan büyümenin bileşenleridir. Şehirler bugün çok daha büyük olmakla birlikte, gelişmekte olan ülkelerde görülen kentleşme hızı emsalsiz değildir. Bu arada, küresel ihracatın dünya GSYH'sı içindeki payı 20. yüzyılda yüzde 6'dan yüzde 26'ya çıkarken, kıyı şehirleri daha az erişilebilir bölgelere nazaran çok daha hızlı büyümüşlerdir. 1900 yılından bu yana uluslararası sınırların sayısı 100'den 600'ün üzerine çıkmıştır. Ancak ekonomik büyüme için önemli olan ekonomik sınırların "kalınlığıdır" ve bu da mal, sermaye, insan ve fikir akışı ile ilgili olarak getirilen sınırlamalara bağlıdır. Bugün Batı Avrupa ülkeleri arasındaki sınırların kalınlığı, Batı Afrika ülkeleri arasındaki sınırların kalınlığının yaklaşık dörtte biri kadardır. Zenginlik, insanların ve ürünlerin hareketliliğini gerektiriyor. 1950 ile 1990 arasında, Kore yüzde 80 kırsalsan yüzde 80 kentsele dönüşmüş ve kişi başına düşen geliri bugün Benin'in sahip olduğu düzeyden Portekiz'in sahip olduğu düzeye çıkmıştır. Dünyanın en büyük ekonomisi olan Amerika Birleşik Devletleri de en hareketli ülkelerden birisidir –her yıl yaklaşık 35 milyon kişi yaşadığı yeri değiştirmektedir. Çin'de 1990'ların sonlarında 150 milyondan fazla kişi kıyı kesimlerine taşınmıştır. Düşen ulaşım maliyetleri, benzer kalkınma seviyesindeki ülkeler arasındaki ticareti ve uzmanlaşmayı teşvik ediyor. Sektör içi ticaret —büyük ölçüde benzer mal ve hizmetlerin değişimi—1960'larda küresel ticaretin yaklaşık dörtte birini oluştururken bugün yaklaşık yarısını oluşturmaktadır. Bu ticaret özellikle ulaştırma maliyetlerine duyarlı olduğundan dolayı, Doğu Asya, Kuzey Amerika ve Batı Avrupa bunun büyük bir payına sahiptir.
|