| BASIN BİLDİRİSİ |
SEUL, Kore, 22 Haziran 2009 – Küresel ekonomik resesyon ve finans piyasalarındaki kırılganlık ortamında, gelişmekte olan ülkelere net özel sermaye akışları 2007 yılındaki 1,2 trilyon ABD$’lık zirve seviyesinden keskin bir şekilde düşerek 2008 yılında 707 milyar ABD$ oldu. Uluslararası sermaye akışlarının 2009 yılında daha da düşerek 363 milyar ABD$ olarak gerçekleşmesi öngörülüyor. Küresel Kalkınma Finansmanı 2009: Küresel Toparlanmanın Planlanması raporu, dünyanın finans sisteminin daha sıkı ve etkili bir şekilde yönetilmesini gerektirecek daha yavaş bir büyüme çağına girmekte olduğu uyarısında bulunuyor. 2007’deki %8,1’lik ve 2008’deki %5,9’luk büyüme performansının ardından, gelişmekte olan ülkelerin bu yıl sadece %1,2 oranında büyümesi bekleniyor. Çin ve Hindistan hariç tutulduğunda, diğer gelişmekte olan ülkelerin GSYİH’sının %1,6 oranında küçülmesi ve bunun da iş kayıplarının devam etmesine yol açması ve daha fazla insanı yoksulluğa itmesi bekleniyor. Küresel büyümenin ise negatif gerçekleşmesi ve küresel GSYİH’nın 2009 yılında %2,9 daralması bekleniyor. Küresel GSYİH’nın 2010 yılından itibaren tekrar yükselmeye başlayarak 2010 yılında %2 ve 2011 yılında da %3,2 büyümesi bekleniyor. Gelişmekte olan ülkelerde ise büyümenin daha hızlı olması, 2010 yılında %4,4 ve 2011 yılında %5,7 olarak gerçekleşmesi, ancak yine de mevcut kriz öncesindeki güçlü performansa nazaran düşük kalması bekleniyor. Dünya Bankası Baş Ekonomisti ve Kalkınma Ekonomisi Kıdemli Başkan Yardımcısı Justin Lin “Bankacılık sistemini yeniden yapılandırma ihtiyacı ile birlikte yüksek gelirli ülkelerde genişlemeci politikalara yönelik ortaya çıkmakta olan sınırlamalar, küresel canlanmanın çekiş gücü kazanmasını engelleyecektir.” dedi ve sözlerine şöyle devam etti: “Uluslararası kredilerin yeniden akmaya başlaması da dahil olmak üzere uluslararası destek ile birlikte yurt içi yatırımlarının yeniden yükselmeye başladığını varsayarsak, gelişmekte olan ülkeler toparlanmada kilit bir itici güç olabilirler.” Yazarlar bazı büyük ekonomilerin göstermiş olduğu olağandışı politika tepkisinin sistemik bir çöküşü engellediğini belirtmekle birlikte, kriz hala devam ederken uyumlu küresel eylemin önemine dikkat çekiyorlar. Dünya Bankası’nın Gelişme Beklentileri Grubu Direktörü Hans Timmer şunları söyledi: “İkinci bir istikrarsızlık dalgasını önlemek için, politikaların hızlı bir şekilde finansal sektör reformu ve en yoksul ülkelere destek üzerinde yoğunlaşması gerekiyor.” Küresel entegrasyon ve uluslararası finansta özel aktörlerin büyüyen rolü büyük faydalar getirmiştir ancak aynı zamanda çalkantı alanını genişletmiştir. Bugün gelişmekte olan ülkeler büyük ölçüde özel sermaye akışlarına güveniyor ve büyümeye güç veren büyük şirketlerin ve bankaların sıkıntıya girmesi ile birlikte birçok ülke reel sektör finansmanındaki çöküşten etkileniyor. Gelişme Beklentileri Grubu’nda Uluslararası Finans Yöneticisi ve GDF baş yazarlarından birisi olan Mansoor Dailami “Birçok şirket, İhracat talebindeki hızlı düşüş ile birlikte, döviz cinsinden yükümlülüklerini değer kaybeden ulusal para birimindeki gelirleri ile karşılamaya zorlanacaktır.” dedi. Raporda, birçok ülkedeki ödemeler dengesi krizleri riskinin ve kurumsal borç yeniden yapılandırmalarının özel dikkat gerektirdiği uyarısında bulunuluyor. Rapora göre, dünya çapında bir toparlanmanın planlanması, ayrıntılı reformların hızlı bir şekilde uygulanmasını ve sonuç olarak hükümetlerin finansal sistemde yüksek düzeyde risk almaktan vazgeçip bankacılık sisteminin kontrolünü özel sektöre bırakmasını gerektiriyor. Ayrıca, borç sürdürülebilirliğinin sağlanması ve 1970’lerde ve 1980’lerde görülen borç krizlerinin önlenmesi için, gelişmiş ülkelerdeki büyük ölçekli para arzı genişlemelerinin çözülmesi ve mali açıkların orta vadede azaltılması gerekecektir. Gelişmekte Olan Bölgelerin Görünümü Doğu Asya ve Pasifik bölgesi, yüksek gelirli ülkeler ile olan yakın ticaret bağlantıları, azalan yatırımlar ile ihracat ve sanayi üretimindeki düşüşler sebebiyle krizi en şiddetli hisseden bölgelerden birisi olmuştur. Birkaç bölge ülkesinde GSYİH’nın küçülmesi öngörülmekle birlikte bölgedeki büyümenin bu yıl %5 olması bekleniyor. Çin’deki önemli mali teşvikler ve zengin ülkelerdeki ihracat talebinin orta düzeyde toparlanması ile birlikte, bölge çapındaki toparlanmanın 2009’un ikinci yarısında başlayıp 2010 yılında devam etmesi bekleniyor. Bununla beraber, toparlanmanın kademeli olarak gerçekleşmesi ve bölgesel GSYİH’ tahmininin 2010 yılında yüzde 6,6 ve 2011 yılında yüzde 7,8 artması bekleniyor. Avrupa ve Orta Asya son gelişmelerden en olumsuz etkilenen bölge olmuştur. Bunun en önemli sebebi bölgedeki birçok ülkenin kriz dönemine ciddi ölçüde dengesizlikler ile girmiş olmasıdır. Yüksek cari açıklar ve yurt içi aşırı ısınma birçok ülkeyi kriz ile birlikte sermaye akışlarının keskin bir şekilde tersine dönmesi ihracat talebindeki zayıflama karşısında kırılgan hale getirmiştir. GSYİH’nın 2009 yılında yüzde 4,7 küçülmesi ve 2010 yılında yüzde 1,6’lık bir büyüme ile toparlanmaya başlaması öngörülüyor. Latin Amerika ve Karayipler krize geçişten olduğundan daha güçlü mali, parasal ve finansal temelin desteği ile girmiştir. Ancak, düşen emtia fiyatları ve mali yönden yabancı fonların hızlı bir şekilde çekilmesi sebebiyle yine de krizi hissetmektedir. Birçok bölge ülkesindeki esnek döviz kurları ilk şoku büyük ölçüde absorbe edebilmiş ve sermaye piyasalarındaki karışıklığa rağmen sistemik sorunları önleyebilmiştir. Bölge GSYİH’sının 2009 yılında yüzde 2,3 küçülmesi ve 2010 yılında yüzde 2’lik bir büyüme yakalaması bekleniyor. Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesi kredi sıkışıklığından diğer bölgelerden daha az etkilenmiştir, ancak yerel sermaye ve gayrımenkul piyasaları yoğun baskı altına girmiştir. Bölgedeki gelişmekte olan ülkeler, bölgedeki yüksek gelirli ülkelerdeki çok daha zayıf koşullardan etkilenmiştir. Bu ülkelerden ve yüksek gelirli Avrupa ülkelerden işçi dövizi transferlerinin, hizmet ihracatlarının yabancı doğrudan yatırım girişlerinin 2009 yılında düşmesi –ve aynı zamanda gelirleri de düşürmesi- bekleniyor. Büyümenin 2009 yılında yarı yarıya düşerek yüzde 3,1 olarak gerçekleşmesi, 2010 yılında yüzde 3,8 ve 2011 yılında yüzde 4,6 olarak gerçekleşmesi bekleniyor. Bunun sebebi kısmen Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki yavaşlamanın diğer bölgelerden daha az etkili olması ve petrol talebinin ve fiyatlarının düşük seviyelerde kalmasının beklenmesidir. Güney Asya bölgesinde sermaye girişleri önemli ölçüde azalmıştır ve yatırımlarda düşüş meydana gelmiştir. 2008 yılında yüzde 6,1 olan GSYİH büyümesinin 2009 yılında yüzde 4,6 olması bekleniyor. Bölge üretiminin daha sonra 2010 yılında yüzde 7, 2011 yılında ise yüzde 7,8 artması bekleniyor. Ancak, uzun vadeli büyümenin önündeki tehditler arasında; büyük mali açıklar ve küresel resesyonun uzaması halinde mali baskıların yükselmesi olasılığı yer alıyor.
Sahra Altı Afrika bölgesi dış talebin azalmasından, hızla düşen ihracat fiyatlarından, azalan işçi dövizi ve turizm gelirlerinden, ve özellikle yabancı doğrudan yatırım olmak üzere keskin bir şekilde düşen sermaye girişlerinden yoğun bir şekilde etkilenmiştir. Son üç yılda ortalama yüzde 5,7 olan büyümenin bu yıl önemli ölçüde hız keserek yüzde 1 olarak gerçekleşmesi bekleniyor. 2010 yılında büyümenin yüzde 3,7 olacağı tahmin ediliyor. Birçok Sahra Altı Afrika ülkesi bütçe desteği için yardım akışlarına güvendiğinden ve işçi dövizi transferleri yoksulluğa karşı önemli bir yastık işlevi gördüğünden dolayı, işçi dövizi transferlerindeki ve resmi yardımlardaki keskin düşüşler de bölge için bir risk teşkil ediyor. --- |