On yıl önce başlatılan Binyıl Kalkınma Hedefleri çalışması sonucunda birçok hükümetin öncelikli amacı tüm vatandaşlarına eğitim sağlamak olmuştur. Eğitimsel kazanımı geliştirmek tek başına yeterli değildir. Ekonomik kalkınma alanında elde edilecek uzun vadeli kazanımlar için önemli olan, sistemin sunduğu eğitimin kalitesidir. Bu nedenle, öncelikli olarak çocuklarımızı günümüz iş piyasasının gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatmalıyız.
Temel eğitim, eğitim ve öğrenimin temelini oluşturduğundan, Türkiye, eğitim atılımına bu noktadan başladı. Bu sayede Türkiye, temel eğitime erişimde önemli bir ilerleme kaydetti ve 2010/11 eğitim yılında tüm ülkede ilköğretime kaydolma oranı yüzde 98,4’e ulaştı. Bölgeler arası fark hızla kapandı. Buna rağmen, bazı bölgelerde okula kaydolma oranı yöreye ve cinsiyete göre değişiklik göstermeye devam etmektedir.
Eğitimsel kazanım tek başına yeterli olmayıp, kaliteyle de bağlantılı olmalıdır. Ekonomik büyümede uzun dönemi kapsayan kazanımlara ulaşmak için önemli olan sistemin sağladığı eğitimin kalitesidir (Hanushek & Wößmann 2007a, 2007b, 2010). Dolayısıyla, çocukların yüksek kalitede bilgi ve beceriyle donanımlarını sağlamak, günümüz işgücü piyasası için bir önceliktir. Okula devam etmek, öğrencilerin işgücü piyasasının gerektirdiği bilişsel olan ve olmayan becerileri edinmiş olmaları koşuluyla önemli bir etkendir.
Erken çocukluk gelişimi (EÇG) politikaları kavramının bir parçası olan erken çocukluk eğitimi (EÇE), çocukların hayatlarının erken dönemindeki fiziksel ve zihinsel gelişimleri için yapılan bir müdahaledir. Uluslararası araştırmalar, EÇG müdahalelerinin, özellikle düşük gelirli ülkelerde yoksulluğun ve eşitsizliğin nesilden nesile geçmesini engellemenin en iyi araçlarından biri olabileceğini göstermiştir.
Öğretmenler, öğrenci başarısını etkileyen okul değişkenlerinin en önemlisidir. Etkili öğretmenler sayesinde, düşük gelirli ve yüksek gelirli öğrenciler arasındaki başarı açığı büyük ölçüde kapanır ve düşük performans gösteren öğrenciler etkili öğretmenlerden daha fazla yararlanır. Bir öğretmen grubunu 10 yılı aşkın süre boyunca izleyen Rockoff öğrenci performanslarında görülen çeşitliliğin yaklaşık yüzde 23'ünün öğretmenlerin kalitesindeki farklılıklardan kaynaklandığını ortaya koymuştur. Öğrenci performansını etkileyen faktörler konusunda yapılan 500.000’in üzerinde çalışmayı inceleyen Hattie de benzer bir sonuca varmıştır. Öğretmenler okul sisteminin kontrolündeki en önemli faktördür ve öğrenci başarısındaki farklılıkların yüzde 25’inin kaynağı da yine öğretmenlerdir.
Gerek bireysel gerekse toplumsal açıdan, eğitim en karlı yatırımlardan biridir. Bir birey için eğitimin ekonomik yararları, edinilen her yeni eğitim seviyesiyle yükselen kazanç ve daha düşük işsizlik oranıdır. Bir toplum açısından bakıldığında ise, nüfusun eğitim seviyesi yüksek olduğunda, vergi gelirleri, sağlık seviyesi artacak, siyasi istikrar sağlanacaktır.Ancak, resmi eğitimi finanse etmek, yanıtlanması gereken onlarca soru ve karara bağlanması gereken bir dizi ödünleşimin olduğu, zorlu bir alandır.
Bilgi, yüksek öğrenci kalitesi çıktılarının desteklenmesi konusunda hayati öneme sahip şu üç geniş alanı da etkileyen, çok önemli bir araçtır: girdiler ve süreçler, teşvikler ve hesap verebilirlik. Kaliteli bilgi girdi ve süreçlerin iyileştirilmesini sağlamada yardımcı olabilir. Aynı zamanda daha iyi öğretim ve öğrenimin desteklenmesi bağlamında, gerek parasal gerekse parasal olmayan etkin teşvikler tasarlayıp uygulamak için iyi verilere de gereksinim vardır. Son olarak bilgi, yerel düzeyde öğrencilerin, ebeveynlerin, öğretmenlerin, okul idaresi ve toplulukların, ulusal düzeyde de politikacıların ve halkın daha etkin söz sahibi olmalarıyla ile daha iyi çıktılara ulaşılması için hesap verme yükümlülüğünün artırılmasını destekleyebilir.
Türkiye eğitime erişimi her ne kadar son on yılda hatırı sayılır ölçüde yaygınlaştırmışsa da, hâlâ birbiriyle ilgili iki cephede önemli zorluklarla karşı karşıyadır: kalite ve eşitlik. Türkiye’nin eğitim sistemi, ülkenin büyüme ve rekabet hedeflerine göre düşük kalitededir ve birçok OECD ülkesine göre sistem önemli ölçüde eşitsizdir.