Ülke Özeti 2009 (Eylül 2009’de güncellenmiştir)




Türkiye OECD’ye üye, bölgesel bir güç konumunda, Batı ile Doğu arasında bir köprü oluşturan bir üst-orta gelir ülkesidir ve 2001 yılında yaşanan derin ekonomik krizden başarılı bir şekilde çıkan bir ülkedir. Avrupa ve Asya arasında stratejik bir konumu olan, Akdeniz, Ege Denizi ve Karadeniz ile çevrelenen dinamik bir büyümekte olan piyasa ekonomisidir. 69 milyon nüfusunun yüzde 73’ten fazlası kentlerde yaşamaktadır. GSYİH’sının yüzde 9’unu tarım, yüzde 22’sini sanayi ve yüzde 69’unu hizmetler oluşturmaktadır. 2008 yılında 740 milyar $’ın üzerindeki GSYİH’sı ile Türkiye dünyanın en büyük 20 ekonomisinden birisidir. Kişi başına düşen GSYİH’sı (Atlas SAGP yöntemine göre) şu anda 8.000 ABD$’nı aşmaktadır.
Türkiye’de aşırı yoksulluk (günde 1,25 ABD$’dan az bir patayla geçinenler) asgari düzeyde olmakla birlikte, yoksulluk önemini korumaktadır – 2007 itibariyle yaklaşık yüzde 18,5.
Türkiye Dünya Bankası’na 1947 yılında, Uluslararası Finans Kurumu’na (IFC) 1956 yılında katılmıştır. Türkiye bir dizi ekonomik krizin üstesinden gelirken Dünya Bankası Türkiye ile birlikte çalışmış, ülkenin sürdürülebilir ekonomik kalkınma yoluna girmesine yardımcı olmuş ve insanların yaşam koşullarındaki iyileşmelere katkıda bulunmuştur.
Türkiye Avrupa ve Orta Asya Bölgesinde Dünya Bankası’ndan en fazla kredi kullanan ülkedir ve son birkaç yıl içerisinde Banka’dan en fazla kredi kullanan ülkeler arasına girmiştir. 2006-2009 Mali Yılları arasındaki dönemde Türkiye’ye yönelik yeni taahhütler yıllık ortalama 1,5 milyar ABD$ olarak gerçekleşmiştir.
Başa Dön
EKONOMİ
Son Yıllardaki Ekonomik Performans
Dünya ekonomisi ile çok yakın bir entegrasyon, Avrupa’ya yakınlık, AB’ye katılımın oluşturduğu dış çıpa ve giderek uzayan bir sağlam ekonomik yönetim ve yapısal reform geçmişi Türkiye’nin uzun vadeli ekonomik beklentilerine güç veriyor. Dünya ekonomisi ile bütünleşmesi sayesinde, hem ticaret hem de finans kanalları yoluyla Türkiye 2008’in dördüncü çeyreğinden bu yana yaşanan küresel resesyondan ciddi şekilde etkilenmiştir.
2001 krizi sonrasında Türkiye yüksek büyüme ve yapısal dönüşüm dönemine girmiştir. 2002 yılındaki sıçramanın ardından, 2003 ile 20074 arasındaki beş yıllık dönemde yıllık büyüme ortalama yüzde 7 olmuş, kamu borç stoku 2002 sonundaki GSYİH’nın yüzde 74’ü seviyesinden 2007 sonunda yüzde 42’ye düşmüştür (aynı zamanda borç bileşimindeki iyileşme piyasa riskini de düşürmüştür). Güçlü bir reform program kapsamında dalgalı döviz kuru, mali sektörün denetlenmesi, özelleştirme, gelir idaresi, yatırım ortamı, enerji sektörü ve sosyal güvenlik ile ilgili reformlar uygulanmıştır. Bu arada, sermaye girişleri (uluslararası yüksek likidite ortamında) ve Türkiye’nin enerji ihtiyaçları için petrol ürünleri ithalatına ve Türkiye’nin ihracatı için ara girdi ithalatına bağımlılık yüksek cari açıklara yol açmıştır (2004-2008 arasındaki dönemde ortalama yüzde 5,2). Bu cari açıklar çoğunluğu özel sektörde olmak üzere kısmen dış borçlanma yoluyla finanse edilmiştir; böylelikle özel sektörde 2004 itibariyle GSYİH’nın yüzde 16’sı düzeyinde olan dış borç 2008 sonu itibariyle yüzde 25 seviyesine çıkmıştır. Bu borçların 2009 ve 2010 yıllarındaki yüksek itfa oranları, 2009’daki sıkı küresel kredi koşulları dikkate alındığında ilave ekonomik belirsizlik yaratmaktadır.
Devam etmekte olan küresel ekonomik gerileme Türkiye’yi de etkili bir şekilde vurmuştur. 2008 yılındaki GSYİH büyümesi yüzde 1,1 seviyesinde kalmış ve kişi başına gelir yerinde saymıştır. Dördüncü çeyrekte Türkiye ekonomisi bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında yüzde 6,2 küçülmüştür. 2009’un ilk çeyreğinde ise bir önceki yıla nazaran üç aylık büyüme yüzde -13,8 olmuştur. Resesyonun 2009 ortası itibariyle dibe vurduğunu gösteren işaretlere rağmen, Türkiye ekonomisinin 2009 yılında yüzde 5’ten fazla küçülmesi bekleniyor. Nisan – Haziran 2009 döneminde işsizlik oranı yüzde 13,6 olmuştur (işsizlik oranının zirveye çıktığı 2001 krizinden bile daha yüksek) ve gençlerin dörtte birinden fazlası işsiz durumdadır. Hükümetin aldığı önlemler arasında döviz likiditesi ve mali sektörde güven oluşturma önlemleri ile parasal rahatlatma önlemleri (bankaların sermaye durumları iyi ve düzenleme iyi bir şekilde uygulanıyor) ile bazı istihdam önlemleri ve geçici vergi indirimleri yer almıştır.
Türkiye’nin Önündeki Zorluklar
Güçlü bir kriz sonrası toparlanmayı sağlayacak ve ekonomik yavaşlamanın sosyal etkilerini azaltmaya yönelik politika ve programların aşağıdakileri içermesi olasıdır: (i) 2009 sonlarından başlayarak iç tüketim talebinde bir toparlanmayı sağlayacak önlemler (temel politika faiz oranı Ekim 2008’den bu yana 900 baz puan düşürülmüştür); (ii) ekonomik yavaşlamanın etkileri karşısında en kırılgan olan gruplara yardımcı olmayan yönelik sosyal koruma önlemleri—özellikle çocuklar ve küçük yaştaki çalışanlar; (iii) otomatik mali istikrar otomatik mali dengeleyicilerin talep üretme etkileri (2008 yılında GSYİH’nın yüzde 1,8’i oranında olan merkezi hükümet faiz dışı fazlasının yerini, yılın ilk yarısı için yüzde yarım civarında bir açık almıştır); ve (iv) mali piyasaların iyi bir şekilde anlayabileceği mali önlemler içeren yeni bir orta vadeli mali çerçevenin açıklanması.
Uzun vadedeki zorluk sağlam ekonomik büyümeyi devam ettirmek olacaktır. Kamu sektöründeki toplam tasarruf arttırılabilir: harcama tarafındaki reformlar bir yandan daha yüksek kaliteli harcama ve büyümeyi arttırıcı yatırımları amaçlarken, öte yandan harcamalardaki artışları sınırlayabilir. Gelir tarafında ise, özellikle kayıt dışı ekonomi ve vergi kaçağı ile mücadele yoluyla gelir tahsilatını iyileştirme fırsatı mevcuttur. Ayrıca, özellikle YDY ve ihracat ile ilgili olmak üzere iş ortamına ilişkin reformlar sürdürülebilir bir şekilde finanse edilebilecek bir büyümeye yardımcı olabilir —ve işgücü piyasasının esnekliğini arttırmaya yönelik önlemler ekonomik büyümenin istihdam artışına dönüşmesine katkıda bulunacaktır. Daha uzun vadede, enerji verimliliğini arttırmaya ve alternatif enerji kaynaklarına yatırım yapmaya yönelik reformlar Türkiye’nin petrol ve gaz ithalatına bağımlılığını ve böylelikle Türkiye’nin petrol fiyatları sebebiyle maruz kaldığı riski azaltma potansiyeline sahiptir. Son olarak, Türkiye’deki ekonomik toparlanmanın karbon yoğunluğunu düşürmeye yönelik bir strateji Türkiye’nin 17 Şubat 2009’da parlamentonun Kyoto Protokolünü onaylaması ile birlikte Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sözleşmesi kapsamında yapmış olduğu taahhüdü destekleyebilir.
Türkiye’nin kalkınma gündemi, istikrar içinde büyüyen, gelirini daha adil paylaşan, küresel ölçekte rekabet gücüne sahip, bilgi toplumuna dönüşen, AB’ye üyelik için uyum sürecini tamamlamış bir Türkiye vizyonu üzerinde odaklanmaktadır. Dolayısıyla, kalkınma öncelikleri daha fazla rekabetçilik ve istihdam, adil insani ve sosyal kalkınma, kaliteli kamu hizmetlerinin etkin sunumu ve enerji güvenliği ve verimliliği etrafında öbeklenmekte ve bölgesel eşitsizliklerin azaltılmasına vurgu yapmaktadır.
Başa DönDÜNYA BANKASININ PROGRAMI
Bugüne kadarki Program
Dünya Bankası, sağlıklı makroekonomik politikaların desteklenmesi ve sosyal güvenlikten genel sağlık sigortasına, yatırım ortamından rekabetçiliğe,işgücü piyasası ve kamu sektörü yönetiminden enerji sektörüne kadar çok çeşitli alanlarda bir dizi önemli reform konusunda tavsiyelerin verilmesi ve bunların uygulanması açısından Türkiye ile ortaklık içerisindedir. Geçen yıllar zarfında önemli reformlar yapılmıştır.
Sosyal sektörlerde Türkiye’de gerçekleştirilen Dünya Bankası Grubu destekli programların somut sonuçları arasında çocuk ölüm oranında azalma, anne sağlığında iyileşme, temel eğitimde daha yüksek net okullaşma oranlarının sağlanması ve kızların okullaşma oranında artış yer almaktadır. Şartlı nakit transferi program yoluyla sosyal korumada iyileşme sağlanmıştır ve genel sağlık sigortası ile birlikte sosyal güvenlik sisteminde uzun vadeli sürdürülebilirlik için önemli adımlar atılmıştır. Türkiye Dünya Bankası tarafından desteklene enerji sektöründe önemli ilerlemeler kaydetmiştir. Bunlar arasında üretim ve iletim kapasitesindeki artış, maliyetlerin yansıtıldığı bir tarife mekanizması ile birlikte işleyen bir elektrik piyasasının oluşturulması, önemli bir enerji kaynağı olarak yenilenebilir enerjinin geliştirilmesi ve enerji verimliliğinin arttırılmasına yönelik yeni çabaların başlatılması (Temiz Enerji Fonundan –CTF- tüm dünyada ilk kez kullanılan finansman desteği ile birlikte) yer almaktadır. Özel sektörde, sonuçlar küçük ve orta ölçekli işletmelere sağlanan destekler ve işletmelerin ihracat kapasitesine yapılan yatırımlar yoluyla iş güvenliğinin arttırılması ve daha fazla istihdam yaratılması üzerinde odaklanmıştır. Mali sektörlerde Banka tarafından desteklenen politika reformları özel sektör yatırımlarına yatkın bir ortam yaratmıştır. Banka ayrıca doğal kaynakların yönetiminin geliştirilmesi ve bu süreçte kırsal gelirlerin arttırılması yoluyla çevreyi korumaya yönelik projelerin finansmanına yardımcı olmuştur. Banka Türkiye’nin 1999 yılında gerçekleşen Marmara Depreminin yarattığı tahribat ile baş etmesine yardımcı olmuştur ve gelecekte gerçekleşebilecek bu gibi felaketlerin risklerini azaltmak için Türkiye ile birlikte çalışmaktadır.
Geleceğe Bakış

Yoksullugu kontrol altina almak ve gelecek nesiller için yasam standartlarini iyilestirmek amaciyla, Türk hükümeti, on binlerce anneye temel çocuk yetistirme masraflarini karsilamalarinda yardimci oldu.
Daha fazla bilgiTürkiye’nin “istikrar içinde büyüyen, gelirini daha adil paylaşan, küresel ölçekte rekabet gücüne sahip, bilgi toplumuna dönüşen, AB’ye üyelik için uyum sürecini tamamlamış bir Türkiye” vizyonu Hükümet’in Dokuzuncu Kalkınma Planında açık bir şekilde ifade edilmektedir. Türkiye bu vizyonu iddialı bir ekonomik ve sosyal reform programı yoluyla gerçekleştirmek istemektedir.
Türkiye ve Dünya Bankası, dayanağı Dokuzuncu Kalkınma Planında yer alan dört yıllık bir işbirliği çerçevesi olan Ülke Ortaklık Stratejisi (CPS) 2008-2001 kapsamında güçlü ortaklıklarına devam etmektedir. Ülke Ortaklık Stratejisi, üç geniş alanda kalkınma sonuçlarının başarılabilmesi için yakın bir işbirliği öngörmektedir: (1) Türkiye’nin rekabetçiliğinin arttırılması ve daha iyi ve daha fazla işin yaratılması; (2) Türkiye’nin sağlık, eğitim ve sosyal güvenlik sistemlerinin daha da güçlendirilmesi; ve (3) kaliteli kamu hizmetlerinin daha etkin sunumunun sağlanması. Politika ve yatırım finansmanı yoluyla, Türkiye artan işgücü piyasası esnekliği ve çalışanlar için daha iyi koruma yoluyla ve ihracat artışına yönelik yatırımlar ve yabancı doğrudan yatırımların çekilmesi yoluyla, daha iyi ve daha fazla iş gibi ölçülebilir sonuçların elde edilmesini amaçlamaktadır. Enerji arz güvenliğinde artış başarılmaktadır ve daha iyi talep yönetimi ve enerji verimliliği ve yenilenebilir enerjiye yapılan özel sektör yatırımları yoluyla daha da güçlendirilecektir. Sosyal sektörde elde edilen sonuçlar arasında; harcamanın önleyici ve temel sağlık hizmetlerine yönlendirilmesi ve aile hekimliğinin ve toplum sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi yoluyla sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi yer almaktadır. Planlanan kamu idaresi reformunun somut sonuçları arasında; yargı sisteminin hızlı, adil ve güvenilir bir şekilde işlemesi, afet yönetimi için kurumsal sorumluluklarının etkinleştirilmesi, yerel mali yönetim sistemlerinin güçlendirilmesi e-Devlet uygulamalarının yaygınlaştırılması ve etkinleştirilmesi yoluyla ve kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi yer almaktadır.
Dünya Bankası Grubu, Türkiye ile birlikte şu anda CPS kapsamında bugüne kadar kaydedilen ilerlemenin derlendiği ve değerlendirildiği bir CPS İlerleme Raporu hazırlamaktadır. Güncellenen strateji, küresel kriz ekonomik durumu değiştirdiğinden dolayı CPS’in kapsadığı kalan iki yıldaki ortaklığı da tanımlayacaktır.
Not: Verilen krediler mali yil içindir (1 Temmuz – 30 Haziran)
Aktif Portföy

Not: Grafik sadece yatırım kredilerini kapsamaktadır.
Başa Dön
Tunya Celasin, Dış İlişkiler
Pelin Arslan, Bilgi Merkezi
Dünya Bankası Ofisi
Uğur Mumcu Caddesi 88,
06700 Gaziosmanpaşa,
Ankara, Türkiye
Tel: (+90 312) 459-8300
Faks: (+90 312) 446-2442
E-posta: turkeywebfdbk@worldbank.org
Web sitesi: http://www.worldbank.org/tr
Başa Dön